Hazırlayan:
Muteber ÖĞRETEN
(Proje Yöneticisi)
Toplumsal Bir
“Ortak Payda”ya Doğru Sivil Önermeler 2006 (kısa adıyla O.P.-06), İslamı-Laiği, ya da Sünnisi-Alevisi, Türkü-Kürdü, Rumu-Ermenisi,
feministi-ekolojisti; başka bir boyutta hukukçusu-sosyoloğu ya da
yazarı-gazetecisi-müzisyeni-aktörü ile her kesimden, her inançtan, her
meslekten insanının demokratikleşme ve sivilleşme önünde sorun olarak
gördükleri konulara ilişkin ortak veya farklı görüşlerinin derlendiği üçüncü
kitapçık.
Sivil toplumun
istek ve eğilimlerini belirleyip yönetime yansıtmayı amaçlayan ORTAK PAYDA
Projesi’nde ortak paydalar veya farklı görüşler, illerde yapılan arama
toplantılarının sonuçlarının ve www.ortakpayda.org adresindeki
FORUM’a gelen görüşlerin, 17-18 Aralık tarihlerinde İstanbul’da yapılan geniş
katılımlı toplantıda değerlendirilmesiyle bulundu.
O.P.-06’da, çevre, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri yapma özgürlüğü
konularında 2005 yılının ortak paydaları aynen korundu. Din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve ifade
özgürlüğü, pozitif ayrımcılık gibi kimi konularda ise özgürlüklerden yana
değişiklikler/ekler yapıldı. “Pozitif Ayrımcılık” başlığı altında ele alınan
konular bu anlamda hayli geliştirildi: Toplumsal bir sorun olan töre ve namus
cinayetleri, kadına uygulanan şiddet gibi.
O.P.-06’da genel
olarak özgürlüklerin savunulmasının yanısıra, somut yaptırımlar da önerildi:
Çocuk işçi çalıştırılmasına ceza yaptırımı gibi.
Ortak Payda, bir
sihirli değnek gibi, dokunduğu anda toplumun nabzının atışını göstereceğini iddia etmiyor. Ama toplumla
yönetim arasında, seçenle seçilen arasında sürekli bir diyalog kurulmasını
amaçlıyor.
Önümüzdeki yıl,
ORTAK PAYDA Projesi’nde önemli bir adım daha atacağız. 2007’de, Ortak Payda’da
belirlenen bazı konularda “Hukuk Danışma Kurulu”muzdan öneriler de isteyeceğiz.
(Yasa, Kararname vs.) Elde edilen “somutlaşmış” Ortak Payda’yı tekrar devlete
sunup, isteği eyleme dönüştürmeyi daha doğrusu “o istemin potansiyel
sahiplerini” harekete teşvik etmeyi hedefliyoruz.
Bu yolda mesafe
katedebilirsek, bu sadece bizim için değil, tüm Türkiye için önemli bir adım
olacaktır.
Saygılarımızla,
Muteber Öğreten
Ana dilde eğitim, okullar, mülk edinme kısıtlamaları, şoven yıldırmalar...
Bu konu ‘Etnik Farklılıklar’ başlığında ele
alınmıştır.
Bilim kurumları, üniversite özerkliği,YÖK ...
2006 Ortak Payda
1-
Üniversiteler, bilimin üretildiği ve geleceğin bilim
insanların yetiştirildiği kurumlardır. Bilimin üretilmesi ve geliştirilmesi için tam bir düşünce ve ifade
özgürlüğü şarttır. Bu da üniversitelerin bağımsız ve özerk olmalarını
gerektirir. (Bkz. Farklı Görüşler)
2-
Üniversitelerin tek merkezden idare ve
kontrol edilmesi mantığıyla kurulan YÖK tamamen kaldırılmalı, üniversiteler
arasında, sadece eşgüdüm sağlayan, demokratik
bir üst kurum oluşturulmalıdır.
3-
Eğitim, bilim dışı ögelerden arındırılmalı;
mevzuatlardaki ırkçı, ayrımcı ve eşitliğe aykırı ögeler içeren maddeler
kaldırılmalıdır.
4-
Rektörler atanmamalı, seçimle işbaşına gelmelidir.
Öğrencilerin ve çalışanların rektörlük seçimine ve üniversite yönetimine
katılmasını sağlayacak mekanizmalar oluşturulmalıdır. (Bkz. Farklı Görüşler)
İşsizlik, sendikalar, sendikasızlaştırma,
çocuk ve kadın işçiler, mevsimlik işçiler, ILO
2006 Ortak Payda
1-
Çalışma yaşamını düzenleyen yasalar, siyasal, kültürel,
sosyal ve cinsiyetçi ayrımlar taşıyan maddelerden arındırılmalı, uluslararası
sözleşmelerin uygulanması sağlanmalıdır.
2-
Kadının ekonomik hayata katılmasındaki ayrımcı engeller
kaldırılmalı; devlet, bu konuda geçici özel önlemler almalıdır.
3-
4054 sayılı Rekabetin Korunması
Hakkında Kanun etkili olarak uygulanmalı, ekonomik alanda rekabet koşulları
devlet tarafından belirlenmeli ve devlet bu konuda hakem olmalıdır.
4-
AB ile yürütülecek müzakere sürecinde
meslek örgütleri, STK’lar ve sendikalar aktif olarak yer almalıdır.
5-
Sendika hakkını içeren Uluslararası
Çalışma Örgütü (ILO) standartları, sıfır toleransla uygulanmalıdır.
6- Toplum yaşamını, sağlığını
etkilemeyecek şekilde toplu sözleşme, toplu pazarlık, kamu çalışanlarının
sendikal hakları, örgütlenme özgürlüğü, grev hakkı tanınmalıdır.
ÇEVRE
Deniz,
hava ve ses kirliliği, erozyonla
mücadele,
bitki örtüsünün korunması,
nükleer
santraller ve atıklar, hidroelektrik santraller, doğal parkların ve tarihi
yapıların
korunması, boğazlar ve körfezler, maden çıkarımında ve ayıklanmasında çevre
koruma (siyanürlü altın),canlı türlerinin yok olmasının engellenmesi, çevre
bilinci ...
Genel
Saptamalar
·
Gezegenimiz, başta tehlikeli küresel
iklim değişiklikleri ve nükleer, biyolojik, kimyasal tehdit olmak üzere,
insanın yıkıcı etkinlikleri sonucunda büyük bir ekolojik yok oluş sürecine
girmiştir. İnsan, insana olduğu kadar, gezegene de savaş açmış durumdadır.
·
21. Yüzyıl’da, geldiğimiz bu noktada,
gezegenin üzerindeki her canlı bir biçimde bu tehdidin mağduru iken, soruna
duyarsız kalan her devlet ve insan, bu tehdidin suç ortağı olmaktadır.
·
Doğaya zarar veren, ‘Çevresel
Maliyet’i yüksek, kirli ve tehlikeli teknolojilerin transferine izin veren
karar vericiler, Türkiye’yi de bu suça ortak ederek, doğal varlığını geri
dönüşsüz bir biçimde kirletmekte ve tüketmektedir (örn., Yatağan-Gökova,
Aliağa, Bergama, Tuz Gölü, Yumurtalık, Munzur, Afşin Elbistan, Karapınar
(askeri atık bölgesi) vb.).
·
Türkiye’de ekolojik-çevresel eğitim
yetersiz; kamuya sunulan bilgi, doğanın değil yatırımcının lehine, yanlı,
yanlış ve eksiktir.
·
Yasa ile tanınan ‘Bilgi Edinme Hakkı’
çiğnenmektedir.
·
Kararlara katılım (örn; ÇED
raporlarında), göstermelik süreçlerle geçiştirilmekte, çevreye öncelik veren
sivil toplum örgütleri ve akademik çevreler, yer almaları gereken bu kararlara,
özellikle dahil edilmemektedir.
·
Var olan yasalar ya titizlikle uygulanmamaktadır
ya da yaptırımlar caydırıcı değildir. İdare, yargı kararlarını ya
uygulamamaktadır, ya da ‘bypass’ ederek çiğnemektedir.
·
Özetle, ekolojik yıkım ve yok oluş,
kısa vadeli çıkarlar uğruna göz ardı edilmektedir.
·
Üstelik, geri dönüşsüz noktaya hızla
yaklaşan bu süreçte, doğa ve onun bir parçası olan insanın yararına
alınabilecek acil önlemler ve yapılması gereken değişiklikler, ihmal edilmekte, çok değerli zaman ve
kaynaklar yitirilmektedir.
2006 Ortak Payda
1-
Küresel çevre
tehdidini gerçekliğini algılayan İnsanlığın ortak aklı, bu tehdide karşı
duyarlılık, bilgi, normlar, barışçıl çözümler sunmaktadır. Gezegenin ekolojik
sınırları 80’li yılların ortalarından bu yana aşılmış durumdadır. Geri dönüşsüz
noktaya hızla yaklaşırken kalan zamanın az olduğu uyarısı olabildiğince
yaygınlaştırılmalı, insanlar çözüm yaratabilen duyarlı ve etkin bireyler haline
gelmelidir.
2-
Diğer ülkeler gibi,
Türkiye de, İnsanlığın bu evrensel kültürünü paylaşmak, Kyoto, Stockholm vb.
uluslararası çevre anlaşmalarını gecikmeksizin iç hukuk kuralı haline getirmek,
var olan yasal düzenlemelerle birlikte yaptırımlarını caydırıcı kılarak
titizlikle uygulamak zorundadır. Yargı kararları, bir hukuk devletinde
çiğnenmemelidir. Çevreye karşı işlenen suçlar, artık işleyenlerin yanına kar
kalmamalıdır.
3-
Bireysel-toplumsal
duyarlılık, doğa merkezli bilimsel ekolojik-çevresel eğitimle ve mutlaka
uygulamalı olarak etkili hale getirilmelidir.
4-
Ekoloji ve ekonomi
arasında, kısa vadeli çıkarlar söz konusu olduğunda var görünen ikilem,
gerçekte yoktur. Ekolojik olan ekonomiktir! (Orta ve uzun vadedeki çevresel
maliyetleri düşük olduğu için, yalnızca ‘temiz üretim’e dayalı etkinlikler,
‘sürdürülebilir’ özelliktedir.) Türkiye’deki her türlü yatırım kararına ilişkin
bilgiler eksiksiz, doğadan yana olarak, tartışmaya açılmalıdır. Bu çerçevede,
yasayla tanınmış bilgi edinme hakkı, yurttaşların bu konuda bilgiyle
donatılması ve baskı grupları olarak örgütlenmesiyle etkin olarak
kullanılabilmelidir. (www.antenna-tr.org/bizdebilelim)
5-
Ekolojik krizin çözümü
için, insanlığın ortak üretimine katkıda bulunacak yerel çözümler üretmek ve
uygulanmasını sağlamak şarttır. Doğayla uyumlu bir yaşamı üretecek süreçler ve
mekanizmalar oluşturulurken, halk ve STK’lar, karar vericileri harekete
geçirecek ve denetleyecek araçlara sahip olmalıdır.
Türkiye’de, yer
üstü ve yer altı suları, sulak alanlar, ormanlar, vb., yaşam kaynaklarının
kirletilmesi, tüketilmesi, biyoçeşitliliğin (özellikle endemik yapının) yok
edilmesi, insan ve çevre sağlığının zarar görmesi (kanser, vb. hastalıkların
artması), gibi yıkıcı sonuçlar içeren etkinlikler - sorunlar ve çözümler - çok
genel olarak şöyle özetlenebilir:
Sorun: Çevre kirliliği, iklim değişikliği, sağlık sorunları ve ekonomik yıkım
yaratan fosil yakıt (petrol, kömür, doğal gaz) yatırımları (ABD ve AB’nin
Türkiye’ye biçtiği fosil yakıtlara dayalı ‘enerji koridoru’ rolü), çevresel
yıkım yaratan termik santraller, Hasankeyf, Allianoi gibi barajlar, nükleer
santral projeleri; büyük enerji kayıpları...
Çözüm: Türkiye’nin sera gazı envanterinin acilen çıkartılması; dünyada yürürlükte
olan BM Uluslararası İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü
doğrultusunda, Türkiye’nin, içerdiği karbonla iklimi değiştiren, kirletici,
sınırlı, ithal enerji kaynaklarına olan büyük bağımlılığını azaltmak, sona
erdirmek için, ‘ekonominin karbonsuzlaştırılması’na yönelik bir plan olması;
Çevresel
maliyetlerin hesaplanarak enerji tercihlerinde hesaba katılması; fosil yakıtlar
ve nükleer enerji gibi çevresel maliyeti yüksek sınırlı enerji seçenekleri
yerine, dışa bağımlılığı azaltan, yerel istihdam yaratan, doğayla uyumlu,
sonsuz yenilenebilir enerji kaynaklarına (rüzgar, güneş, su, biyokütle,
jeotermal...) ve (üretim, nakil ve son kullanımda) enerji verimliliğine öncelik
veren, hedefi, takvimi, bütçesi belirlenmiş bir enerji politikasının hayata
geçirilmesi; bireysel bilgi ve bilinci artırıcı çalışmalar yapılması.
Sorun: Kalıcı Organik Kirleticiler (KOK), ağır metaller, radyoaktif maddeler, vb.
tehlikeli ve zehirli maddeler içeren üretim tesisleri, atık depoları, atık
yakma tesisleri, madenler, taş ocakları (örn. İzaydaş, Bergama vb.); evsel
katı, sıvı ve gaz atıkların doğaya boşaltılması...
Çözüm: Türkiye’nin Tehlikeli Maddeler Envanterinin hazırlanması; ‘temiz üretim’
ilkelerine uygun üretim ve tüketim; yalnızca geri kazanım ile sınırlanmayan,
atık oluşumunu kaynağında engelleyen, azaltan (depozito uygulaması gibi) ve
yeniden kullanımı da içeren bir atık politikasının (3R stratejisinin) ve acil
eylem planının benimsenmesi; bireysel bilgi ve bilinci artırıcı çalışmaların,
yerel yönetimlerin halkla birlikte uygulayacağı programların yapılması .
Sorun: Kaynakların tükenmesi, kirlilik (endüstriyel, evsel atıklar, asit
yağmurları, tarım ilaçları, vb.) ile aşırı avlanma gibi yıkıcı uygulamalar ve
iklim değişikliği gibi nedenlerle biyoçeşitliliğin ortadan kalkması; iklim
değişikliğine bağlı deniz seviyesi yükselmesiyle yakın gelecekte kıyılardaki
temiz su kaynaklarının tuzlanması; kıyıların, kumulların, deniz
ekosistemlerinin yıkımı...
Çözüm: Yakın gelecekteki ciddi su sıkıntısı tehdidine karşı, yer altı ve yer üstü
su kaynaklarımız acilen koruma altına alınmalıdır. Su kaybına yol açan tarımsal
sulama yöntemleri yerine verimli sistemlere ve ekolojik tarıma geçilmelidir.
Atık suların yeniden değerlendirilebileceği uygulamalar yaratılmalı, açılan
kuyular denetlenmeli, suyun etkin kullanımı konusunda toplumsal bilgilendirme
ve bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır.
Sorun: Çok yoğun kimyasal madde kullanımı, fosil yakıt tüketimi, monokültür, GDO
tehdidi, endüstriyel tarım kökenli sağlık sorunları ve salgınlar (deli dana,
vb.); iklim değişikliği nedeniyle gelen kayıplar, tarım alanlarının sel
baskınlarıyla zarar görmesi, gelecekte yükselen deniz suları altında kalması,
bitki ve hayvanların değişen iklim koşullara uyum sağlayamaması; tarım
topraklarının amaç dışı kullanıma açılması; ithal tarım ve hayvancılık
ürünlerine bağımlılık...
Çözüm: Ekolojik ve ekonomik felaketlere yol açtığı her geçen gün daha fazla
ortaya çıkan endüstriyel tarım ve hayvancılığa karşı, organik
tarım-hayvancılığın ve perma kültürün desteklenmesi, iklim dostu yenilenebilir
enerji uygulamalarının tarım ve hayvancılıkla bütünleştirilmesi; yerel üretim
ve tüketime öncelik verilmesi; tarım topraklarının amaç dışı kullanımını
önleyen yasa maddelerinin etkin uygulanması; çiftçi sendikalarının yaygınlaştırılması.
Sorun: Yangınlar, yapılaşma, iklim değişikliği, Ulusal Parklar’ın özelleştirilmesi
(2B) gibi nedenlerle var olan orman alanlarının ve biyoçeşitliliğin azalması,
yok olması...
Çözüm: Var olan orman alanlarının azalması sonucunu doğuracak her türlü girişimin
durdurulması; tek taraflı tahsisata izin veren yasanın değiştirilmesi; orman
alan ve varlığını koruyacak ve artıracak önlemlerin alınması; orman köylüsünün
ormanların korunmasında etkinleştirilmesi; enerji ormanları geliştirilmesi;
mevcut ağaçların korunması ve yeni ağaç dikimi için kampanyalar düzenlenmesi.
(Tek tip ağaçlandırmanın önlenmesi.)
Sorun: Toplumsal, kültürel yıkımı ve deprem riskini göz ardı eden çarpık
kentleşme, betonlaşma, trafik sorunu, hava ve gürültü kirliliği, katılımcı
olmayan tepeden inme kararlar (örn., mevcut kaldırımlar vb. altyapının sürekli
yapılıp bozulması); yerleşimlerin mevcut tarihini, kültürel, toplumsal ve doğal
değerlerini, ilişkilerini, kimliğini, bütünlüğünü yok eden dev çıkar projeleri
(Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısı, vb.)...
Çözüm: Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısı ve diğer kararlarda saydamlık,
bilgilendirme, katılıma izin veren karar süreçleri; saydam ve yaygın kirlilik
ölçümleri, kirlilik önleme amaçlı olarak trafiğin sınırlanması, toplu taşıma,
yaya ve bisiklet yollarına öncelik verilmesi; tarihi, kültürel, toplumsal ve
doğal değerlerin, ilişkilerin, kimliğin, bütünlüğün korunmasına özen gösteren
planlı, güvenli, doğayla uyumlu yerleşimlerin hayata geçirilmesi...
Sorun: Ekolojik açıdan duyarlı alanların oteller, golf, kayak sahaları, vb. ile
yok edilmesi; yerleşimlerin, kıyıların, yaylaların, tarihi sitlerin
betonlaşması, tek tipleşmesi; kirliliğin artması...
Çözüm: Doğa ile uyumlu, sürdürülebilir örneklere öncelik verilip, yıkıcı
örneklerin engellenmesi; plan değişikliklerinin saydamlaştırılması, çevreye
öncelik veren STK’ların, yerel halkın ve turistlerin kampanyalarla kararlara
katılımının sağlanması...
Sorun: Ülkemizde ve bölgemizde şiddetin sonunun gelmemesi; silahlı çatışmalar ve
silahlanmaya ayrılan milyarlarca dolar; silahlı çatışma, bombalar ve mayınlar
yüzünden ölümler, maddi ve manevi kayıplar; tarihi, kültürel ve ekolojik
değerlerin yok edilmesi...
Çözüm: Türkiye’de bireysel ve toplumsal ‘şiddetsiz çatışma çözümleme’ ve barış
kültürünün yerleştirilmesine yönelik etkinlikler (Örneğin; 1 Mart öncesi ve
sonrasındaki savaş karşıtı kampanyalar); militarizme, silahlanmaya ve savaşa
ayrılan rakamların halka açıklanması, ölüme ayrılan bu kaynakların, savaş ve
çatışma nedenlerini de ortadan kaldıracak beslenme, barınma, sağlık, öğrenim,
istihdam, enerji gibi yaşamsal alanlara kaydırılması için planlı girişimler;
silah ticareti, kara mayınları vb. konularda yaygın bilgilendirme; mayınlar vb.
‘unutulmuş askeri malzeme’den temizlenen alanlardaki ekolojik tarım vb.
etkinliklerden gelen gelirlerle, bu silahların kurbanları için bir fon
oluşturulması...
Sorun: İncirlik’teki askeri üste ABD’ye ait 90 adet nükleer silahın depolanması...
Çözüm: ABD’nin atom bombalarını Türkiye’den alıp, çevre ve insan sağlığını
gözeterek ABD’de etkisiz hale getirmesi yönünde bir TBMM kararı alınmasının
sağlanması; Nükleersiz bir Türkiye, Orta doğu ve Dünya yaratmak için
kampanyaların sürdürülmesi...
Sorun: Türkiye’nin AB müzakere süreci kapsamında çevre, en zorlu alanlardan
biridir. AB mevzuatı, bir yandan çevresel standartlarımızın yükselmesi ve
ekolojik zararın en aza indirilmesi için yararlı olurken, öte yandan AB üyesi
devletler, Türkiye’ye yönelik çevresel maliyeti yüksek, kirli ve tehlikeli
teknoloji (ve atık) transferine göz yumarak, hatta kredilerle destekleyerek
(örneğin, Yumurtalık’taki Sugözü İthal Kömür Santralı) çifte standart
uygulamaktadır.
Çözüm: Çevre alanındaki olumlu değişiklikleri, AB
için değil, kendimiz için acilen yapmalıyız! Çifte standartlara karşı
uyanık olmayı sürdürerek, çevresel maliyeti yüksek, kirli ve tehlikeli
teknoloji ve atık transferinden ülkemizi korumalı; yeni uygulamaları, doğa
korumadan ödün vermeksizin, fakat Türkiye doğası ve kültürüne uygun olarak
oluşturmalıyız (‘Hayvanların Korunması Hakkındaki Kanun’un uygulanmasında sokak
hayvanlarının Türkiye toplumunun kültürünün bir parçası olduğu, bu hayvanlara
yaklaşımda, STK’ların da katılımıyla buna uygun tutum alınmasının sağlanması
gibi).
Üniter
devlet, kuvvetler ayırımı, üst devlet, MGK, Milli Güvenlik Siyasal Belgesi,
derin devlet, idari yapıda seçilmişler-atanmışlar ikilemi ...
2006 Ortak Payda
1-
İnsan haklarının
korunması ve geliştirilmesini önceleyen bir devlet yapısı olmalıdır.
Anayasa’da, “İnsan haklarına uymakla yükümlü” ifadesi “insan haklarına
saygılı/dayalı” olarak değiştirilmelidir.
2-
Anayasa, ideolojik
argümanlardan arındırılmalı, uluslararası ve evrensel hukuk ilkeleri hakim
kılınmalıdır.
3-
Devlet, insan
haklarına aykırı uygulamaları düzeltmeli, bu uygulamalardan mağdur olan
kesimlerin mağduriyetlerini gidermeli ve mağdurlardan özür dileme geleneğini
geliştirmelidir.
4-
Devletin yapısı şeffaf
değil, bu durum denetimsizlik ve keyfiliğe yol açarken aynı zamanda her şeyin
kirlenmesine yol açıyor. Devlet yapısı şeffaf ve denetlenebilir olmalıdır.
5-
Var olan denetim
mekanizmaları (devlet denetleme kurulu, teftiş kurulu, meclis araştırma
komisyonu vb.) işlev olarak yetersizdir. Sivil toplumun ve sivil toplum
kuruluşlarının (STK) katılacağı bir denetim sisteminin oluşturulması, daha
sağlıklı bir denetim için zorunludur. Bu kapsamda e-devlet yapılanmasının
geliştirilmesi gerekmektedir.
6-
Hareket serbestiyeti
ve dokunulmazlık zırhı, devlet memuriyeti ile suç dünyasını organik ilişki
içine sokmakla kalmadı; devleti kişisel çıkar sağlamaya yönelik ‘doğal’ ve
‘meşru’ bir kaldıraç olarak algılayan memurlar üretti. Bu konularda yasal düzenlemeler
yapılmalıdır.
7-
Eşit olmak için “aynı”
olmak, tek-tipleştirmek gerekmemekte, farklılıkların eşitliği anayasal olarak
garanti altına alınmalıdır.
8-
“Vatandaş için devlet”
anlayışı toplum ve devlet katında hakim kılınmalı.
9-
Bütün kimlikleri
kucaklayan yerel yönetimlerin güçlü olduğu, yetkilerin büyük ölçüde yerel
yönetimlere devredildiği, katılımcı demokrasiyi öngören ve bütün gurupların
temsil edildiği bir devlet yapısı oluşturulmalıdır.
10-
Ülkemizde atanmışlar
ve seçilmişler arasında yetki sorunu bulunmaktadır. Bunu aşmak için
atanmışların yetkileri azaltılmalı, yetki sorumluluğu seçilmişlerde olmalıdır.
11-
Merkezi ve yerel
yönetimler sivil topluma ve STK’ların katılımına açık değil. Katılımcı bir
demokrasi için sivil toplum ve STK’ların devletin denetim ve karar
mekanizmalarına etkin olarak katılmalarının sağlanması zorunludur.
12-
“Devlet ve sivil
toplum arasında, her iki taraf tarafından kabul edilen ve yetkilendirilen
hakem” anlamına gelen “Ombudsman”lık geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır.
(Örneğin Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri gibi.)
13-
“Milli Güvenlik
Siyaset Belgesi” önce açıklanmalı, sonra da kaldırılmalıdır.
14-
MGK, temel hak ve
özgürlükleri kısıtlamadan sadece iç ve dış güvenlik konusunda görüş belirtmeli,
şeffaf olmalıdır. (Bkz.Farklı Görüşler)
15-
Devletin resmi
kurumları, görevlerini yaparken meşruiyetinin dışına çıkmadan, şeffaf ve halkı
uygulamalardan haberdar edecek bir yapıya kavuşturularak, derin devlet
oluşumlarına zemin oluşturulması önlenmelidir.
16-
Devlet STK’ların önünü
açmalı teşvik etmelidir.
17-
Devlet adına hareket
eden kolluk güçlerince şiddete başvurulması, sadece bu şiddetin kaynağı dikkate
alınarak 'meşru' olarak tanımlanması sonucunu doğurmaz. Şiddet, aslında siyasi
veya sosyal ilişkiler açısından ciddi bir titizlikle ve önemle denetlenmesi
gereken bir olgudur.
18-
Güneydoğu’da
gerçekleştirilen operasyonlar sivil denetime (yardım kurumları, insan hakları
alanında çalışan kurum, basın vb.) açılmalıdır.
19-
TCK’da 301. ve 305.
madde kaldırılmalıdır.
Sosyal
devlet, temel ihtiyaçların sağlanmasında eşitlik, öğrenimde fırsat eşitliği,
mülkiyet hakkının kısıtlanmasında kamu yararı ve uluslararası hukuka uygunluk
...
2006 Ortak Payda
1-
Devletin “sosyal” bir devlet
olabilmesi için, hukukun üstünlüğünün sağlanması; katılımcılığın ve
girişimciliğin teşvik edilmesi; saydam bir yönetim olması “olmazsa olmaz”
şartlardandır.
2-
Sosyal devlet ilkesi, tam
anlamıyla işlevsel hale getirilmelidir.
3-
Devlet, sosyal görevleri
çerçevesinde, istihdam politikasında değişikliğe gitmeli, İş-Kur yeniden
yapılandırılmalı ve işlevsel hale getirilmelidir.
4-
Devlet, her vatandaşına işsizlik
halinde asgari geçimi sağlayabilecek bir sosyal güvenlik yardımı sağlamalıdır.
5-
Devlet sağlık, eğitim ve adalette ücretsiz hizmet
vermelidir.
6-
Evde çalışan kişiler de devletin sosyal güvencesinde
olmalıdır.
7-
Türkiye'de, Kürt Sorunu bağlamında
yaşanan önemli sorunlardan biri de yerinden edilme yani göçtür. Yaşanan bu
durum açık bir mağduriyettir. Bu mağduriyetin karşılanması amacıyla çıkartılan
"Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında
Kanun" yürürlüktedir ve bu kanun ile 80 ilde Zarar Tespit Komisyonları
kurulmuştur. Zarar Tespit Komisyonları’nın yapısı değiştirilmeli, komisyonda yer alan kamu görevlileri
ile sivil katılımcıların sayıları ve oy hakları eşit olmalıdır. Komisyonlarda maddi
zararların yanı sıra manevi zararlar da
ele alınmalıdır.
8-
Devlet, başta sokağa itilmiş çocuklar
olmak üzere, sosyal açıdan dışlanmışlara sahip çıkmalı ve onları en iyi desteği
alabilecekleri ailelerinin yanına yerleştirmelidir. Ailesi olmayanlar için ise
denetimi katılımcı bir kurul tarafından yapılmak üzere “hizmet evlerine”
yerleştirmelidir.
9-
Sosyal hizmet uzmanlarına sosyal
yardım sağlama konusunda yetki verilmeli, sosyal hizmet uzmanı “çocuğa
bakamıyorum” diye gelen aileye (kira, konut, eğitim yardımı gibi) seçenekler
sunabilmeli, ilk/tek seçenek devlete ait kurumlar olmamalıdır.
10-
Devlete ait bakım kurumlarının
denetimi kamuya açılmalı; Barolar, SHUD, Psikologlar Derneği ve Çocuk Vakfı
gibi kuruluşların temsilcileri ve çocuk hakları savunucularından oluşan
bağımsız grupların sorumluluğunda olmalıdır.
11-
SHÇEK, salt hizmet veren kurum
olmaktan vazgeçmelidir.
12-
Türkiye, vakit geçirmeden ‘İşkenceyi
Önleme Sözleşmesi Seçmeli Protokolü’nü onaylamalıdır.
13-
Gerek temel eğitim, gerekse temel
sağlık hizmetlerinde devlet denetim görevini gerine getirmeli ve ihtiyaç
sahiplerine imkan sağlamalıdır.
14-
Silahlar ve mayınlar izlenmeli ve
işaretlenmeli; silah akışı ve uluslararası silah ticareti konusunda denetim
politikası oluşturulmalı; yaygın ve örgün eğitim seferberliği başlatılmalı;
barış kültürü öne çıkarılmalı; ruhsatsız silahlar kayda alındıktan sonra ilgili
mevzuat ağırlaştırılmalı, taşıma ruhsatları daraltılmalı, mümkünse bulundurmaya
çevrilmeli, kurusıkı tabancalarla ilgili ciddi yasal düzenlemeler getirilmeli,
silahların iadesiyle ilgili özendirici önlemler alınmalı, ruhsatlandırma
sırasında kişiye mutlaka ayrıntılı psikolojik test yapılmalı, testler beş yılda
bir yenilenmeli, silahla girilmesi yasaklanan alan kapsamı genişletilmeli;
oyuncak silah satışının, havai fişek, maytap vb. ateşli silahları özendirici
olmasının önüne geçilmeli, yıllık verilen mermi sayısı kısıtlanmalı ve takibi
yapılmalıdır.
15-
Sosyal hayatı olumsuz biçimde
etkileyen TV yarışma programları kaldırılmalıdır.
Dinlere, inançlara, vicdani ve felsefi düşüncelere
tam özgürlük ve devletin yansızlığı,
laiklik, "Diyanet İşleri" Kurumu, din eğitimi,
inanca bağlı yaşam biçimi ve giyim, başörtüsü, "kamusal-özel
alan" kavramları ...
2006 Ortak Payda
1-
Herkes bireysel ve toplu olarak din
özgürlüğü yaşamak hakkına sahiptir. Değişik inanca sahip kişiler hakkında
dışlayıcı ve öteleyici olunmamalıdır.
2-
Nüfus cüzdanlarındaki “din” hanesi
kaldırılmalıdır.
3-
Laik bir devlette, dini kontrol etmek
ve yönlendirmek amacıyla kurulmuş Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) benzeri bir
kuruma yer yoktur. Bu kurum lağvedilmeli, din ve inanca bağlı konular o inancın
sahiplerinin oluşturduğu sivil örgütlerce yürütülmelidir.
4-
Her inanç grubu, kendi sivil örgütlenmelerini
devletten yardım almadan sağlamalıdır. Her inanç grubunun ibadethane (Cem evi,
Cami, vs.) olarak gördüğü mekanlar ibadethane olarak kabul edilmelidir.
5-
Dini ibadethanelere giriş, ücret ya da
başka bir bahane ile kısıtlanmamalıdır.
6-
Başörtüsü takabilme özgürlüğü
sağlanmalıdır. Başörtüsü takabilme, kamusal alanda hizmet alan/hizmet veren
bağlamında ele alındığında, kamu hizmeti alan tüm yurttaşlar için serbest
olmalıdır. Üniversite öğrencileri, kamu hizmeti aldıkları için onlara da
serbest olmalıdır. (Bkz. Farklı Görüşler)
7-
Temel hak ve özgürlükler
kısıtlanacaksa, temel somut neden olmalıdır. Başörtüsünün siyasi nedenle
takıldığının veya takılmadığının somut kanıtı yok. Ancak, üçüncü kişilerin
temel hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, açık bir yasa hükmüyle
sınırlandırılma getirilebilir.
8-
Giyim konusunda kamusal alanda
kimliğin ifadesi açısından, kimliği gizleyecek düzeydeki çarşafa sınır
konulabilir.
9-
Sivillerin Askeri Mahkemede yargılanması Anayasaya ve
Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Devlet,
vicdani retçilere 'emre itaat etmeyen askerler' muamelesi yapmaktan
vazgeçmelidir. Vicdani red bir insan hakkı olarak kabul
edilmelidir. Vicdani red hakkı tanımlanmalı ve anayasal güvence altına
alınmalıdır. (Bkz. Farklı
Görüşler)
T.C. mevzuatındaki kısıtlama ve engellemeler,
uluslararası standartlar ...
2006 Ortak Payda
1-
İfade özgürlüğü, yalnızca haber alma
amaçlı ya da genel kabul gören, tehdit teşkil etmeyen görüşler için değil;
devleti ya da toplumun herhangi bir kesimini hedefleyen sarsıcı, rahatsız edici
görüşler için de vardır. Mevcut ve açık bir tehlikeye yönelik olmadığı sürece,
en radikal düşünce dahil her düşünce, her durumda açıklanabilme hakkına sahip
olmalıdır.
2-
Hakimlerin görevlerini icra ederken,
hak ve özgürlüklerin asıl, yasaklamaların istisna olduğu doğrultusunda,
“demokratik toplum” olmanın gereklerinin yerine getirilmesine dikkat etmeleri
gerekmektedir.
3-
“Hakem devlet” tasavvuru ile temel
açılım olması dolayısıyla, terminolojik oyunların da önüne geçilebilir. Bu
yönde demokratik hukuk devleti tanımının yeniden yapılması gerekmektedir.
Farklı yorumlara yol açmayacak şekilde yeniden yazılması gerekir.
4-
Anayasa başta olmak üzere, yasal
sistemde yapılan değişiklikler genellikle ifade özgürlüğünü genişletici
kapsamda olmakla birlikte, yasaklayıcı anlayış hala sürmektedir. baştan aşağı
değiştirilen TCK ve CMUK tasarısı bunun yeni örnekleri ile doludur.
5-
Her türlü mevzuatın düzenlenmesinde,
demokratik hukuk devletinin gereklerine, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelere ve bunların gereklerine, bunların da ötesinde Türkiye taraf olsun
ya da olmasın, hatta uluslararası hukuk uygulamasında doğru yansımasını
bulmamış bile olsa, çağdaş hak ve özgürlüklerin ruhuna uygunluğuna özen
gösterilmelidir.
6-
Mevzuatta gizli kanun, kararname ve
diğer belgeler hemen açıklanmalı ve kaldırılmalıdır.
7-
TCK’da yer alan 301. ve benzeri
maddeler kaldırılmalıdır.
8-
TMK kaldırılmalıdır.
9-
F Tipi ceza evi uygulaması daha fazla ölümlere neden
olmadan sona erdirilmelidir.
Ulusal dış politika, Avrupa Birliği, Kıbrıs,
NATO, Orta doğu ve savaş...
2006 Ortak Payda
1-
Dış politika, demokrasinin
evrenselleştirilmesi ve barışın tesisini esas alacak şekilde yeniden
oluşturulmalıdır.
2-
AB üyelik müzakere sürecine STK’lar da
katılmalıdır. Devlet STK’ların bu sürece katılımını kolaylaştıracak
mekanizmalar oluşturmalıdır.
3-
Irak’ta süren işgal sona ermeli ve
işgal güçleri yerini BM’e bırakmalı; BM de görevi en kısa sürede Irak halkına
bırakmalıdır.
4-
Türkiye bu işgale taraf olmamalı,
katılmamalı, toprak ve üslerini bu amaç için kullandırmamalıdır.
5-
Kıbrıs sorunu bir an önce barışçı bir
çözüme kavuşturulmalı, Türklerin can ve mal güvenliğinin bir daha tehlikeye
düşmeyeceği ve yönetimde söz ve karar sahibi olabileceği eşitlikçi bir yapı
sağlanmalıdır.