GİRİŞ

 

Bir yıl süren sabırlı ve yorucu bir çalışmadan süzülerek gelen bu minik el kitabında yazılı olanlar gerçekten 2004 Türkiyesinin ORTAK PAYDA’sını yansıtıyor denebilir mi? “Temsil niteliği var” denebilir mi?

 

Bu çok büyük bir iddia olurdu, hemen söyleyelim ki bizim böyle bir iddiamız yok!

 

Kanımızca hiç kimse de böyle birşeyi iddia edemez. Toplum öyle hızla değişiyor ki, bırakın anketleri, kamuoyu yoklamalarını, iki genel seçim arasındaki farklılıklar bile çok çok büyük. Herşeyi yönettiğini sanan liderler ve partiler devriliveriyor bir sonraki seçimde. 

 

Öyleyse bu çalışmanın değeri ne?

Öyleyse bu çalışma niye yapıldı?

 

ORTAK PAYDA, bir sihirli değnek gibi, dokunduğu anda toplumun nabzının atışını  göstereceğini iddia etmiyor. Ama toplumla yönetim arasında, seçenle seçilen arasında sürekli bir diyalog kurulmasını amaçlıyor. Bu işin 4-5 yıllık dönemlere yayılmasının her iki taraf için de kayıp olduğunu düşünüyor. Bunun kanıtı ise apaçık: Nerdeyse her genel seçimde yaşanan umulmadık sonuçlar! Sadece son seçimleri hatırlayın. Ondan önce Türkiye gündemini belirleyen liderler nerdeler şimdi?

 

Ama birşeyi daha hatırlatalım:

 

Bir genel seçim oluyor, kesin sonuçlar birkaç gün sonra açıklanıyor. Oysa ertesi sabah gazetelerin, TV’ların açıkladığı sonuçlar gerçek sonuçla karşılaştırıldığında %2-3 hata ancak oluyor ve bu durum sonucu değiştirmiyor.

 

Nüfus sayımı yapılıyor, kesin sonuçlar birkaç yıl sonra belirlenip açıklanabiliyor ancak. Ama çok kısa sürede açıklanan örnekleme sonuçları hiç yanılmıyor. Pek az bir farkla yansıtıyor gerçeği.

 

Yani, bu örneklerdeki kadar çok sayıda kişi yada kuruma ulaştığımızı tabii ki iddia edemeyiz. Ama toplumun her kesimini temsil edebilecek yaygınlığa ulaştığımızı sanıyoruz.

 

İslamı-laiği, yada Sünnisi-Alevisi, Türkü-Kürdü, Rumu-Ermenisi, feministi-ekolojisti; başka bir boyutta hukukçusu-sosyologu yada yazarı-gazetecisi-müzisyeni-aktörü ile her kesimden, her inançtan, her meslekten insan bir araya geldi ORTAK PAYDA çalışmasında. İslam yazar ve gazeteci Abdurrahman Dilipak ile ateist müzisyen Şanar Yurdatapan, kendi “Ortak Payda”larını aradıkları bir kitap  yayınladılar. Herbiri kendi dalında tanınmış 24 kişi de bu görüşleri yorumladı, kendi görüşlerini de katarak. Sadece bu isimlerin yanyana gelmesiyle oluşan liste bile, bilenlere bir şeyler söyleyecektir: Evet, “Ortak Payda” çalışması “Türkiye’nin nabzını tutmak” gibi bir iddiayı öne sürmüyor, ama anlayana –yada anlamak isteyene- birşeyler söylediği de gözden kaçmamalıdır.

 

 

Hüsnü Öndül (İHD eski Gen. Bşk.)

Prof. Baskın Oran (Siyasal Bilgiler)
Dr. Fikret Başkaya (Özgür Üniversite)

Salim Uslu (HAK-İŞ Konfederasyonu Bşk.)

Melda Keskin (Greenpeace)
Prof. Mustafa Erdoğan (Ankara Üni.)
Mehmet Elkatmış (TBMM İ. H. Kom. Bşk.)

Murat Belge (Helsinki Yurttaşlar Derneği)
Hrant Dink (AGOS Gazetesi/ Ermenice)
James Logan (a.i. Turkish Section)
Nuray Mert (Gazeteci, Yazar)
Yılmaz Ensaroğlu (Mazlumder eski Gen. Bşk.)
Atilla Yayla (Liberal Düşünce Topluluğu)

Akın Birdal (İHD Eski Gen. Bşk.)

Ece Temelkuran (Gazeteci – MİLLİYET)
Jonathan Sugden (HRW Turkey Reporter)
Doç. Dr. Sami Selçuk (Yargıtay eski bşk.)
Ergin Cinmen (Avukat, Bir Dakika Karanlık)
Mehmet Bekaroğlu (Eski FP Gen. Bşk. Yrd.)
Mebuse Tekay (Avukat, Sivil Anayasa Gir.)
Aydın Engin (Gazeteci, Barış Girişimi) 

Prof. Hüseyin Hatemi (İstanbul Üni.)                                     

 

 

 

 

 

***********************

 

ORTAK PAYDA

 

2004

 

 ***********************

 

 

 

 

 

Azınlıklar, Etnik Farklılıklar

 

Ana dilde eğitim, okullar,

Kürt kimliği ve diğer etnik kimlikler üstündeki

 ideolojik, politik, kültürel, yasal ve idari baskılar

 

 

1.       Devlet-yurttaş ilişkilerinde, başta Anayasa olmak üzere tüm mevzuat, etnik referanslardan arındırılmalıdır. Kendini demokratik hukuk devleti olarak tanımlayan Türkiye Cumhuriyeti, başta Kürt kimliği olmak üzere tüm farklı kimlikleri tanımalı ve onların demokratik taleplerini yerine getirmeli, bunları inkara yönelik mevzuat ve uygulamaları sona erdirmelidir.

2.        Ana dilde eğitim hakkı dahil, tüm kültürel hakların ayrımsız şekilde tanınması ve kullanımının önündeki engellerin kaldırılması bir an önce gerçekleşmeli; bu hakların kullanılabilmesi için gerekli olanaklar devletçe sağlanmalıdır.

      (Bu konuda beliren birden fazla görüş için Farklı Görüşler bölümüne bakınız)

3.       Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve toplumun bazı kesimleri, azınlıklara ve diğer guruplara karşı geçmişte uyguladıkları politikaları gözden geçirmeli, yanlışlarıyla cesaretle yüzleşebilmelidir.

4.       Türkiye, Avrupa Konseyi Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi’ni imzalamalı ve onaylamalı, uluslararası sözleşmelere azınlıklarla ilgili olarak koyduğu, “Ermeni, Rum ve Yahudiler dışında azınlık bulunmadığı” şeklindeki çekinceleri kaldırmalıdır.

5.       Yurttaşlar arasında etnik, dinsel, dilsel, düşünsel, kültürel yönelim farklılıkları nedeniyle ayrımcılık yaratan yasa ve mevzuat ayıklanmalı, bu konuda uygulamada görülen aksaklıklar giderilmelidir. TCK’nun 312. maddesi, şimdiye kadar uygulandığının tam tersine, şoven kışkırtma ve şiddete teşvik eylemlerini cezalandırmak için kullanılmalıdır.

6.       Olağanüstü hal bölgesinde, göçe zorlanmış insanların geri dönüş koşulları yaratılmalı, uğradıkları maddi ve manevi kayıpların tazmini sağlanmalı, bu konuda bahane olarak ileri sürülen bürokratik engeller derhal kaldırılmalıdır.

 

     

 

Bilim ve Üniversiteler

 

Bilim kurumları, üniversite özerkliği, YÖK

 

 

  1. Üniversiteler bilimin üretildiği ve geliştirildiği kurumlardır, öğrenci yetiştirmek ikincil amaçtır.
  2. Bilimin üretilmesi ve geliştirilmesi için tam bir düşünce ve ifade özgürlüğü şarttır. Bu da üniversitelerin bağımsız ve özerk olmalarını gerektirir. Üniversitelerin bir merkezden idare ve kontrol edilmesi mantığıyla kurulan YÖK tamamen kaldırılmalı ve üniversiteler mali, idari ve akademik özerkliğe kavuşturulmalıdır.

 

 

 

Çalışma Yaşamı ve  Ekonomi

 

İşsizlik, sendikalar, sendikasızlaştırma, özelleştirme.

 

 

  1. Devletin küçülmesi ve ekonomiden çekilmesi demek, kamu mal ve kurumlarının yok pahasına satılarak adeta yağmalanması demek değildir.
  2. Devletin rekabet şartlarını yarattığı ve denetlediği bir piyasa mekanizmasının kurulması, zaman zaman kamusallaştırmayı da içerir.
  3. Ekonomik alanda rekabet koşulları devlet tarafından belirlenmeli ve devlet bu konuda hakem olmalıdır.
  4. Vergi sistemi düzeltilmeli ve her türlü vergi (doğrudan ve dolaylı) makul ölçülere çekilmelidir.
  5. Asgari ücret, çalışan herkese insanlık onuruna yaraşır bir yaşam sağlayabilecek düzeyde olmalıdır.

 

 

 

Çevre Korunması

 

Deniz, hava ve ses kirliliği, erozyonla mücadele,

bitki örtüsünün korunması,

nükleer santraller ve atıklar, hidoelektrik santraller, doğal parkların ve tarihi yapıların korunması.

 

 

  1. Başta nükleer santraller olmak üzere ileri ülkelerde terk edilen geri teknolojiler yerine yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelerek, kendi doğamızı korumaya özen göstermeliyiz.
  2. Çevreye zarar verenlere karşı uygulanacak önlemler caydırıcı olmalı, dünyada bu konuda varılan uluslararası çizgi ve anlayıştan geri düşülmemeli, bu önlemler yalnız kağıt üzerinde kalmayıp hızlı ve etkin biçimde uygulanmalıdır.

 

 

  

Devlet Yapısı

 

Üniter devlet, kuvvetler ayırımı,

MGK, Milli Güvenlik Siyasal Belgesi,

derin devlet,

 idari yapıda seçilmişler-atanmışlar ikilemi

 

 

  1. “Devlet ve sivil toplum arasında, her iki taraf tarafından kabul edilen ve yetkilendirilen hakem” anlamına gelen “Ombudsman”lık kurumu oluşturulmalı ve bir çok sorunun yargıya intikal etmeden çözüm yolu açılmalıdır.
  2. Bugünün bilimsel ve teknolojik düzeyi zorunlu askerlik yerine profesyonel ordu modeline olanak tanımaktadır. Uygar dünyada çoktandır bir hak olarak benimsenen “Vicdani Red” bizde de bir hak olarak tanımlanmalı, dileyen yurttaşların askerlik yükümlülüğünü hastane, yaşlı bakımevi, çocuk yuvası gibi hizmetler sunan kamu kurumlarında yapabilmelerine yasal olanak tanınmalıdır.
  3. Bir adım ötesi, “Askerlik hizmeti” tanımının erkek-kadın tüm yurttaşlara geçerli olacak bir “Sivil Savunma Öğrenimi Yükümlülüğü”ne dönüşmesi hedeflenmelidir. Daha açık bir anlatımla, askerlik tamamen profesyonel bir hale getirilmeli, ancak yurttaşlar -cinsiyet ayırımı olmaksızın- belli bir dönem (belki bir ya da birkaç ay süreli) “Sivil Savunma Kursları”na giderek, bir savaş durumunda ne yapacaklarını öğrenmekle yükümlü olmalıdırlar.
  4. “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi” önce açıklanmalı, sonra da kaldırılmalıdır.

 (“Yerel Yönetimlere ağırlık verilmesi” konusunda beliren farklı görüşler için bakınız: Farklı Görüşler)

 

 

 

Devletin Sosyal Görevleri

 

Sosyal devlet,

temel ihtiyaçların sağlanmasında eşitlik,

 öğrenimde fırsat eşitliği, mülkiyet hakkının kısıtlanmasında kamu yararı,

 uluslararası hukuka uygunluk

 

 

  1. Devletin “sosyal” bir devlet olabilmesi için, hukuğun üstünlüğünün sağlanması, katılımcı ve girişimciliğin teşvik edilmesi, saydam bir yönetim olması “olmazsa olmaz” şartlardandır,
  2. Devlet, her vatandaşına işsizlik halinde asgari geçimi sağlayabilecek bir sosyal güvenlik yardımı sağlamalıdır.

 

 

 

Dış Politika


Ulusal dış politika, Avrupa Birliği, Kıbrıs,

Nato, Ortadoğu ve savaş

 

 

  1. Irak’ta süren işgal sona ermeli ve işgal güçleri yerini BM’e bırakmalıdır.
  2. Türkiye bu işgale taraf olmamalı, katılmamalı, toprak ve üslerini bu amaç için kullandırmamalıdır.
  3. Kıbrıs sorunu bir an önce barışçı bir çözüme kavuşturulmalı, Türklerin can ve mal güvenliğinin bir daha tehlikeye düşmeyeceği ve yönetimde söz ve karar sahibi olabileceği eşitlikçi bir yapı sağlanmalıdır.

 (Kıbrıs ve AB konularında beliren  birden fazla görüş için  Farklı Görüşler bölümüne bakınız.)

 

 

 

Din ve Vicdan Özgürlüğü

 

Dinlere, inançlara, vicdani ve felsefi düşüncelere

tam özgürlük, laiklik,

"Diyanet İşleri" Kurumu, din eğitimi,

 inanca bağlı yaşam biçimi ve giyim, başörtüsü,

 "kamusal-özel alan" kavramları

 

 

  1. Laik bir devlette, dini kontrol etmek ve yönlendirmek amacıyla kurulmuş Diyanet İşleri Başkanlığı benzeri bir kuruma yer yoktur. Bu kurum lağvedilmeli, din ve inanca bağlı konular o inancın sahiplerinin oluşturduğu sivil örgütlerce yürütülmelidir. Ancak bu konuda bir kaos doğmaması için DİB lağvedilip yeri ilgili sivil kurumlarca dolduruluncaya kadar yaşanacak geçiş döneminde, bu kurumun bütün dinlere eşit mesafede duran hakem bir kurum olarak çalışması düşünülebilir.
  2. Nüfus Cüzdanlarındaki “din” hanesi kaldırılmalıdır.
  3. Cem evleri, Alevilerin ibadet yeri olarak tanınmalı, yasal bir statüye kavuşturulmalıdır.
  4. Dini ibadethanelere giriş, ücret ya da başka bir bahane ile kısıtlanmamalıdır.

(Dini öğretim ve eğitim konusunda beliren birden fazla görüş için lütfen Farklı Görüşler bölümüne bakınız)

        

 

Düşünce ve İfade Özgürlüğü


 Mevzuattaki kısıtlama ve engellemeler,

 uluslararası standartlar

 

 

  1. İfade özgürlüğü, yalnızca haber alma amaçlı ya da genel kabul gören, tehdit teşkil etmeyen görüşler için değil; devleti ya da toplumun herhangi bir kesimini hedefleyen sarsıcı, rahatsız edici görüşler içinde vardır. Bu, çoğulculuğun, hoşgörü ve açık görüşlülüğün gereğidir.” AİHM’nin “Handyside/Birleşik krallık” davasıyla ilgili olarak Eylül 1976’da verdiği bu karar ifade özgürlüğünün ne şekilde yorumlanması gerektiğine dair önemli bir göstergedir. Türkiye’de idari ve adli uygulamalara ifade özgürlüğü bu kapsam içinde yorumlanmalıdır.
  2. Anayasa başta olmak üzere yasal sistemde yapılan değişiklikler genellikle ifade özgürlüğünü genişletici kapsamda olmakla birlikte, yasaklayıcı anlayış hala sürmektedir. Baştan aşağı değiştirilen TCK ve CMUK tasarısı bunun yeni örnekleri ile doludur. Tüm bu değişiklikler, ilgili STK ile etkin bir diyalog içinde yeniden elden geçirilmelidir.
  3. Her türlü mevzuatın düzenlenmesinde, demokratik hukuk devletinin gereklerine, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve bunların gereklerine, bunların da ötesinde Türkiye taraf olsun ya da olmasın, hatta uluslararası hukuk uygulamasında doğru yansımasını bulmamış bile olsa, çağdaş hak ve özgürlüklerin ruhuna uygunluğuna özen gösterilmelidir.
  4. Mevzuatta gizli kanun, kararname ve diğer belgeler hemen açıklanmalı ve kaldırılmalıdır.

 

 

 

Farklı Kimlikler, Ayırımcılık, Pozitif Ayırımcılık


 Kişinin kendini tanımlama özgürlüğü,

 Irk, dil, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep konularında ayırımcılık,

Çocuklar, yaşlılar, bedenen ve zihnen sakatlar için pozitif ayırımcılık,

 Kadınlara yönelik geçici pozitif ayırımcılık

 

 

  1. Her türlü ayırımcılık, ayırımsız olarak her alanda sona erdirilmeli, mevzuatta ayrımcılığa yol açan maddeler ayıklanmalı ve düzeltilmelidir.
  2. Dini, felsefi, ideolojik, politik ve vicdani düşünce ve kanaatlerin özgürce ifadesi ve örgütlenmesi önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Kişi ve topluluklar, aslında Anayasa güvencesi altında olan “düşünce ve inançlarını açıklama ve bu konularda eğitim ve yayınlar yapma” haklarını kısıntısız kullanabilmeli, ulusal ve uluslararası platformlarda örgütlü olarak kendilerini özgürce ifade edebilmeli, benzer kuruluşlarla doğrudan ilişkiler kurabilmelidir.
  3. Bu toplulukların yardım toplamaları ve gelirlerini özgürce kullanmaları kısıtlanmamalıdır.
  4. Farklı kimliklerin siyasal haklarını kullanmalarının önündeki kısıtlama ve engeller, -seçim barajı da dahil- kaldırılmalıdır.
  5. Bireyin ve farklı sosyal toplulukların kendilerini maddi, manevi ve etik anlamda ifade edebilmesini ve geliştirebilmesini sağlamak temel amaç olmalıdır. Devletin topluma ve bireye olduğu kadar toplumların ve bireylerin birbirlerine haksız müdahaleleri de önlenmelidir.
  6. Devlet, “tek tip insan” yaratmaya yönelik eski uygulamasından ve resmi ideoloji dayatmasından vazgeçmeli, bireyin hak ve özgürlüklerinin sınırlanması ancak hukuk temelinde şekillenebilmelidir.
  7. Dezavantajlı grupların tüm insan haklarından eksiksiz bir şekilde yararlanabilmeleri için yasal ve idari “Pozitif Ayırımcılık” önlemleri alınmalıdır.
  8. Pozitif ayrımcılık önlemleri şeffaf ilkelere göre yapılmalı ve geçmişte bazı konularda (örneğin yeşil kart dağıtımı) görüldüğü gibi istismara imkan verilmemelidir.

(“Farklı cinsel kimlikler konsunda beliren birden fazla görüş için lütfen Farklı Görüşler bölümüne bakınız)

 

 

 

İletişim

 

 

Bilgi edinme hakkı, devlet sırrı kavramı,

haber alma ve haber verme hakları,

basın özgürlüğü, RTÜK, medyada tekelleşme,

sansür, internet sansürü, telefon dinleme

 

  1. Bilgi edinme hakkının tam olarak kullanılabilmesi sağlanmalıdır. Devlet sırrı gibi tanımsız bir kavramının ardına sığınılarak, bu hak kullanılamaz hale getirilmemelidir.
  2. Bilgi edinme hakkının önündeki engeller kaldırılmalı, “Devlet Sırrı” kavramına açıklık getirilmeli, bu paravanın arkasına saklanarak işlenen cürümler açığa çıkarılmalıdır. Bir konunun “devlet sırrı” olarak nitelenebilmesi ya TBMM kararı ya da bir yargı kurumunca verilecek bir hükme bağlanmalıdır.
  3. “Devlet sırrı”, yargı karşısında kimseye dokunulmazlık sağlayamamalıdır.
  4. Devlet arşivinde bulunan ve gizli diye nitelendirilen bilgi ve belgeler, niteliklerine göre belli süreler sonra açıklanmalı, bu süre hiç bir zaman 50 yılı geçmemelidir. Bu çercevede Kurtuluş savaşı, İstiklal mahkemeleriyle ilgili belgeler bir an önce açıklanmalıdır.

 

 

 

Kültür

 

Farklı kültürlerin eşitliği ve özgürlüğü,

Kültürel gelişmenin önündeki engeller

 

 

Bu konularla ilgili ORTAK PAYDA, “Azınlıklar, Etnik Farklılıklar”, “Farklı Kimlikler, Ayırımcılık, Pozitif Ayırımcılık” ve “Öğretim ve Eğitim” başlıkları altında yeraldığı için bu sayfada tekrarlanmadı.

 

 

 

 Öğretim ve Eğitim

 

İlk ve orta öğrenim, din öğrenimi,

 anne-babanın çocuk eğitimini yönlendirme hakkı ve sınırları

 

 

  1. Eğitim yeniden yapılandırılmalı, sistemi değiştirilmeli, “tek tip insan” yaratmayı amaçlayan yapıdan vazgeçilmeli ve  müfredat, ayırımcılıktan arındırılarak yeniden düzenlenmelidir.

2.      Eğitim müfredatının belirlenmesinde, konusunda uzman sivil toplum kuruluşlarının katılımı sağlanmalıdır.

3.      Tevhid-i Tedrisat (Eğitim Birliği) yasası ve mantığı kaldırılmalıdır.

4.      Meslek liselerine ağırlık verilmeli, özendirilmeli ve teşvik edilmelidir.

5.      Vazgeçilmez bir hak olarak eğitim hakkı, herkes için fırsat eşitliğini kapsamalı ve örgün eğitimin her aşamasında parasız olmalıdır.

6.      Zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır, (Ancak bu eğitimin kimler tarafından ve nasıl verileceği konusunda birden fazla görüş var. Bakınız “Farklı Görüşler” )

7.      Anadilde eğitim hakkı, kültürel farklılıkları da içerecek şekilde düzenlemelidir.

8.      Eğitim ve öğretimin seküler ve demokratik özellikleri korunmalıdır.

9.      Eğitim ve öğretim süresince yerel dil ve kültürlerin öğrenimi sağlanmalıdır.

10. Siyasi ve askeri, emniyet ve istihbarat ve diğer idari ve adli personel ve bürokratlar; insan hakları ile temel hukuk alanında eğitilmeli. Bu eğitim uzman STK’larının gözetim ve denetimi altında yapmalıdır,

 

 

 

Örgütlenme Özgürlüğü


Dernekler ve vakıflar ile ilgili mevzuatta

kısıtlama ve engeller,

 meslek örgütleri, gönüllü örgütlenmenin  teşviki

 

 

1.       Düşünce, ifade ve örgütlenme konularında son dönemde yapılan değişikler genellikle olumlu ama hala yetersizdir. Bu konular sadece bürokratlar tarafından değil, konu ile ilgili sivil toplum kuruluşlarının da yoğun ve aktif katkısı ile tartışılarak yeniden düzenlenmelidir.

2.       Toplumun örgütlenmesi özendirilmeli. STK’larının resmi kurumlarca tanınması ve uzmanlık konuların müdahil olma hakları (akreditasyonu) sağlanmalıdır.

3.       Okullarda öğrenciler bu konuda bilgilendirilmeli ve örgütlenme eğitimine –zorlanmaksızın- özendirilmelidir.

4.       Adli Yardım müessesi (ihtiyacı olanlara ücretsiz yasal destek sağlanması) geliştirilmeli ve güçlendirilmelidir.

5.       Düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşleri, yardım toplama  mevzuatı ve uygulamasının uluslararası normlara uygunluğu sağlanmalıdır.

6.       Herkes kendini, görüş ve inançlarını tek başına yada toplu halde olarak  ifade edebilmeli, bu amaçla örgütler oluşturabilmelidir. Bu konuda kanunları aşan tüzük ve yönetmelikler ve onları da aşan keyfi uygulamalar ile bu hakkın özünün yok edilmesi ve kullanılamaz hale getirilmesi engellenmelidir.

 

 

 

Toplantı ve Gösteri Yapma Hakkı


Mevzuattaki engeller, mevzuatın keyfi yorumu, barışçıl toplantıların engellenmesi, izin ve bildirim

 

 

1.         Herkes Anayasa’da belirtildiği gibi önceden izin almaksızın, silahsız, saldırısız, şiddet içermeyen, açık ve yakın bir tehlike teşkil etmeksizin, bir başkasının özel alanı dışında her yerde toplantı ve gösteri yapabilmelidir.

2.         Bu konuda kanunları aşan tüzük ve yönetmelikler ve onları da aşan keyfi uygulamalar ile bu hakkın özünün yok edilmesi ve kullanılamaz hale getirilmesi engellenmelidir. 

 

 

 
Yargı

 

Yargının bağımsızlığı, yansızlığı,

adil yargı, yargı birliği, yeniden yapılanma, savunmanın yargıdaki yeri

 

 

  1. DGM’de yargılanıp ceza alanların cezaları durdurulmalı ve yeniden yargılanmaları sağlanmalıdır.
  2. Osmanlı döneminden kalma “Memurin Muhakemat Kanunu”nun yerine konan “Memurların Yargılanması Hakkında Kanun” içeriği açısından öncekinden pek farklı değildir. Bu kanun yeniden düzenlenmeli, suç işlediğinden şüphe  edilen memurların yargılanabilmeleri için amirlerinden izin alma zorunluluğu kaldırılmalıdır.
  3. Yargı tamamen özerk olmalı ve devlet bütçesindeki payı arttırılmalıdır.
  4. Mevzuat açık ve net olmalıdır. Yasalarla, onlara dayalı tüzük ve yönetmelikler arasındaki ya da bunlarla uygulamalar arasındaki uyumsuzluklar giderilmelidir. Yasa ile güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerin tüzük ve yönetmeliklerle, hatta çoğu kez keyfi yorumlar ile kısıtlanması ve kullanılamaz hale getirilmesi son bulmalıdır.
  5. Yargı, kendini idari denetim belge ve bilgileri ile sınırlı saymamalıdır.
  6. Yargı sistemimizde uluslararası belgeler ve uluslararası mahkeme kararları ölçüt alınmalı ve bu kararlar bağlayıcı olmalıdır. Uygulamada yerel mahkemelerin uluslararası hukuk kurallarının üstünlüğü ve önceliği ilkesine hala tam olarak uymadıkları, sorunu yüksek yargı organlarına aktarmayı yeğledikleri gözlenmektedir. Öte yandan çoğu adli birimlerde eski uygulamalara bağlı kalma ve yeni hukuk düzenine direnme eğilimi görüldüğü de bir gerçektir. Yargıç ve savcıların bu konuda eğitimi ve uluslararası hukuk kurallarına uyuma özendirilmeleri, hayli gecikmiş bir zorunluluktur.
  7. Yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını zedeleyen ve yürütme erkinin yargı üzerinde etkin olmasına yolaçan “Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu”nun Adalet Bakanlığı’na bağımlılığı önlenmelidir. Bu kurul bağımsız olmalı, sekreterliği de kendisine bağlı olmalıdır, özerk bir bütçeye sahip olmalıdır.
  8. Ayrıca yargıçların kendilerini “devleti korumakla yükümlü devlet hizmetkarı” olarak algılayan alışkanlıklarının giderilmesi de şarttır.
  9. Yargısal dokunulmazlıkların kapsamı kabul edilemeyecek kadar geniştir. Bunların ifade özgürlüğünü sağlayacak sınırlara çekilmesi bir toplumsal ihtiyaçtır.
  10. Askeri makam ve kişilerin hukuksal statüleri demokratik hukuk devleti ilkeleri ile uyum içinde olmalıdır. Başta Genel Kurmay Başkanlığının Milli Savunma Bakanlığına bağlanması olmak üzere bütün askeri kurum ve kişiler, sivil ve seçilmiş devlet organlarına bağlı olmalıdır.
  11. Yargıdaki iki başlılık kaldırılmalı, zaman zaman askerlere “yargı muafiyeti” sonucu doğuran sivil-askeri yargı ikilemine son verilmelidir.
  12. Adli kolluk kurulmalıdır.

 

 

 

Yasal Sistem

 

Anayasa, Anayasanın değişmez maddeleri,

uluslararası sözleşmeler,

 doğal yargı ve ihtisas mahkemeleri,

 yasa önünde eşitlik

 

  1. 1982 Anayasası yama ile düzeltilemez, toptan değiştirilmelidir.
  2. Türk Ceza Kanunu, CMUK, Medeni Kanun, Siyasi Partiler, Dernekler, Yerel Yönetimler kanunlarındaki anti-demokratik ve ayrımcı hükümler yeni Anayasa temelinde  düzenlenmelidir.
  3. Anayasa ve mevzuattaki bütün kısıtlamalar kaldırılmalı, yasa metinleri kişilerin hak ve özgürlüklerini tam olarak sağlama hedefini temel alan  ilkelere ve dile kavuşturulmalıdır.

 

 

 

Yasama

 

Seçim sistemi ve baraj, milletvekili dokunulmazlığı,

siyasi partiler yasasındaki kısıtlamalar

 

 

  1. Türkiye’de genel seçimlerde uygulanan ve toplum tercihlerinin TBMM’ne yansımasını engelleyen seçim barajı ya tümden kaldırılmalı ya da bazı Avrupa ülkelerinde uygulanan makul bir düzeye indirilmelidir.
  2. Siyasi partiler arasında seçim ittifakı yapılmasının önündeki engeller de kaldırılmalıdır.
  3. Milletvekili dokunulmazlığı, kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılmalıdır.
  4. Siyasi Partiler Yasası, parti içi demokrasiyi işletecek şekilde yeniden düzenlenmelidir.

 

 

 

Yaşam Hakkı
ve Kişi Dokunulmazlığı

 

İşkence ve onur kırıcı muameleler, yargısız infazlar, "Adli Tıp" Kurumu, ev ve üst arama,

sorgu yöntemleri, savunmadan yararlanma, tutanakların sağlığı,

 hukuk dışı yollarla sağlanan ifadeler ve kanıtlar, gözaltı ve tutukluluk koşulları,

sanık ve hükümlü hakları, cezaevleri,

"F tipi" cezaevleri ve uygulama,

 memur yargılaması, suç işleyen memurların korunması

 

 

1.       Tüm cezaevlerinin yaşam koşulları insan haklarına yaraşır biçimde yeniden düzenlenmelidir. Mevcut cezaevlerinin mimari ve yapısal rehabilitasyonu ise devlet birimleri ve bu konu ile ilgili sivil toplum kuruluşlarınca oluşturulacak bir komisyon tarafından yeniden gözden geçirilerek düzeltilmelidir.

2.       Hak ihlallerinin yoğun olarak yaşandığı cezaevleri, karakol ve benzeri birimlerin bu alanda özel olarak çalışan sivil toplum kurumları tarafından denetimi yolu açılmalı, denetimde şeffaflık tam olarak sağlanmalıdır.

3.       “Adli Tıp Kurumu” yeniden yapılandırılmalı ve özerk hale getirilmelidir. Bir diğer seçenek olarak, bu görevin üniversite ve devlet hastanelerindeki uzman hekimlere bırakılması da düşünülebilir.

4.       Hükümet tarafından “İşkenceye sıfır tolerans” sloganı ile dile getirilen görüş, boş bir vaad olmaktan çıkarılıp yaşama geçirilmelidir.