GİRİŞ

 

Toplumsal Bir “Ortak Payda”’ya Doğru Sivil Önermeler çalışmasının 2004 yılı ardından  2005 yılı da sona erdi. Ve 2005 yılına ait Ortak Payda’lar bu kitapçıkta.

 

2005 yılı çalışması birkaç açıdan 2004 yılından farklı oldu. Bunlardan ilki il sayısındaki artış. 2004 yılında 6 ilde yapılan çalışma, bu yıl 14 (Karadeniz Ereğli, Trabzon, Malatya, Van, Diyarbakır, Adana, Mersin, Muğla, İzmir, Konya, Ankara, Çanakkale, Bursa, İstanbul) ilde gerçekleştirildi. İkinci olarak da illerde yapılan çalışmalar dışında, yıl içinde başta sivil toplum kuruluşlarının basın açıklamaları olmak üzere medya taranarak, tartışma konu başlıklarımız için veriler toplandı ve bunlar web sitemizdeki (www.ortakpayda.org) forum bölümünde yer aldı. Gerek illerde yapılan çalışmaların sonuçları, gerekse foruma girilen görüşler 19-20 Kasım 2005’te İstanbul’da yapılan geniş katılımlı toplantıda değerlendirildi ve bütün bu görüşlerde ortak payda arandı. İşte elinizdeki bu çalışma, bütün bu görüşlerin özetidir.

 

Bu kitapçığa göz attığınızda bir şey dikkatinizi çekecektir. Bir çok konuda 2005 yılının ortak taleplerini bulurken; “çevre” konusunda farklı bir anlatım dili olduğunu göreceksiniz. Bu fark, öncelikli olarak, çevre konusunda ortak payda arayışı öncesi var olan durumun bir fotoğrafının çekilerek resmedilmesidir (Bakınız “Çevre”). Böylece bu resmin altında yer alan talepler daha rahat okunabiliyor. Bu yöntemi önümüzdeki yıllardaki çalışmalarda daha da yaygınlaştırmayı düşünüyoruz.

 

2005 ile 2004 Ortak Paydaları karşılaştırıldığında başka değişikliler de görmek mümkün. Örneğin Başörtüsü/Türban konusunda, örneğin vicdani ret konusunda. Bunlar hep özgürlükçü yönde değişimler ve Türkiye’de son yıllarda değişen atmosfere bağlı olabilirler. Şüphesiz burada belirtmemiz gereken önemli bir nokta, bu verilerin temsil gücü konusunda iddialı olunmaması gereği.

 

Ortak Payda, bir sihirli değnek gibi, dokunduğu anda toplumun nabzının atışını  göstereceğini iddia etmiyor. Ama toplumla yönetim arasında, seçenle seçilen arasında sürekli bir diyalog kurulmasını amaçlıyor. Bunu başarmak sadece bizim için değil, tüm Türkiye için önemli bir adım olacaktır.

 

Murat Aksoy

 

 

 

AZINLIKLAR

 

Ana dilde eğitim, okullar, mülk edinme kısıtlamaları, şoven yıldırmalar ...

 

Bu konu Etnik Farklılıklar başlığında ele alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİLİM VE ÜNİVERSİTELER

Bilim kurumları, üniversite özerkliği,YÖK ...

 

2005 Ortak Payda

 

1- Üniversiteler bilimin üretildiği ve geliştirildiği kurumlardır, öğrenci yetiştirmek ikincil amaçtır.

 

2- Bilimin üretilmesi ve geliştirilmesi için tam bir düşünce ve ifade özgürlüğü şarttır. Bu da üniversitelerin bağımsız ve özerk olmalarını gerektirir. Üniversitelerin bir merkezden idare ve kontrol edilmesi mantığıyla kurulan YÖK tamamen kaldırılmalı ve üniversiteler mali, idari ve akademik özerkliğe kavuşturulmalıdır.

 

3- Üniversiteler arasında eşgüdüm sağlayan bir üst kurum oluşturulmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÇALIŞMA YAŞAMI

 

İşsizlik, sendikalar, sendikasızlaştırma, çocuk ve kadın işçiler, mevsimlik işçiler, ILO standartları ...

 

2005 Ortak Payda

1-     4054 sayılı yasa etkili olarak uygulanmalı, ekonomik alanda rekabet koşulları devlet tarafından belirlenmeli ve devlet bu konuda hakem olmalıdır.

2-     Vergi sistemi düzeltilmeli ve her türlü vergi (doğrudan ve dolaylı) makul ölçülere çekilmelidir. Dolaylı vergilere anayasal bir üst sınır getirilmelidir.

3-     Türkiye için kayıt dışı ekonomi ve istihdam önemli sorun alanlarıdır. Yaklaşık yüzde 50’ler civarında olan kayıt dışı ekonomi acilen kayıt içine alınmalıdır.

4-     AB ile yürütülecek müzakere sürecinde meslek örgütleri, STK’lar ve sendikalar aktif olarak yer almalıdır.

5-     Sendika hakkını içeren Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) standartları, sıfır toleransla uygulanmalıdır.

6-     Toplum yaşamını, sağlığını etkilemeyecek şekilde toplu sözleşme, toplu pazarlık, kamu çalışanlarının sendikal hakları, örgütlenme özgürlüğü, grev hakkı tanınmalıdır.

ÇEVRE

 

Deniz, hava ve ses kirliliği, erozyonla mücadele, bitki örtüsünün korunması, nükleer santraller ve atıklar, hidroelektrik santraller, doğal parkların ve tarihi yapıların korunması, boğazlar ve körfezler, maden çıkarımında ve ayıklanmasında çevre koruma (siyanürlü altın), canlı türlerinin yokolmasının engellenmesi, çevre bilinci ...

 

Genel Saptamalar:

 

· Gezegenimiz, başta tehlikeli küresel iklim değişiklikleri ve nükleer, biyolojik, kimyasal tehdit olmak üzere, insanın yıkıcı etkinlikleri sonucunda büyük bir ekolojik yokoluş sürecine girmiştir. İnsan, insana olduğu kadar, gezegene de savaş açmış durumdadır.

·   21. Yüzyıl’da, geldiğimiz bu noktada, gezegenin üzerindeki her canlı bir biçimde bu tehdidin mağduru iken, soruna duyarsız kalan her devlet ve insan, bu tehdidin suç ortağı olmaktadır.

·   Doğaya zarar veren, ‘Çevresel Maliyet’i yüksek, kirli ve tehlikeli teknolojilerin transferine izin veren karar vericiler, Türkiye’yi de bu suça ortak ederek, doğal varlığını geri dönüşsüz bir biçimde kirletmekte ve tüketmektedir (örn., Yatağan-Gökova, Aliağa, Bergama, Tuz Gölü, Yumurtalık, Munzur, Afşin Elbistan, Karapınar (askeri atık bölgesi) vb.).

· Türkiye’de ekolojik-çevresel eğitim yetersiz; kamuya sunulan bilgi, doğanın değil yatırımcının lehine, yanlı, yanlış ve eksiktir.

· Yasa ile tanınan ‘Bilgi Edinme Hakkı’ çiğnenmektedir.

· Kararlara katılım (örn; ÇED raporlarında), göstermelik süreçlerle geçiştirilmekte, çevreye öncelik veren sivil toplum örgütleri ve akademik çevreler, yer almaları gereken bu kararlara, özellikle dahil edilmemektedir.

·   Var olan yasalar ya titizlikle uygulanmamaktadır ya da yaptırımlar caydırıcı değildir. İdare, yargı kararlarını ya uygulamamaktadır, ya da ‘bypass’ ederek çiğnemektedir.

·    Özetle, ekolojik yıkım ve yok oluş, kısa vadeli çıkarlar uğruna göz ardı edilmektedir.

·    Üstelik, geri dönüşsüz noktaya hızla yaklaşan bu süreçte, doğa ve onun bir parçası olan insanın yararına alınabilecek acil önlemler ve yapılması gereken değişiklikler,  ihmal edilmekte, çok değerli zaman ve kaynaklar yitirilmektedir. 

 

 

2005 Ortak Payda

1-       Küresel çevre tehdidini gerçekliğini algılayan İnsanlığın ortak aklı, bu tehdide karşı duyarlılık, bilgi, normlar, barışçıl çözümler sunmaktadır. Gezegenin ekolojik sınırları 80’li yılların ortalarından bu yana aşılmış durumdadır. Geri dönüşsüz noktaya hızla yaklaşırken kalan zamanın az olduğu uyarısı olabildiğince yaygınlaştırılmalı, insanlar çözüm yaratabilen duyarlı ve etkin bireyler haline gelmelidir.

2-       Diğer ülkeler gibi, Türkiye de, İnsanlığın bu evrensel kültürünü paylaşmak, Kyoto, Stockholm vb. uluslararası çevre anlaşmalarını gecikmeksizin iç hukuk kuralı haline getirmek, var olan yasal düzenlemelerle birlikte yaptırımlarını caydırıcı kılarak titizlikle uygulamak zorundadır. Yargı kararları, bir hukuk devletinde çiğnenmemelidir. Çevreye karşı işlenen suçlar, artık işleyenlerin yanına kar kalmamalıdır.

3-       Bireysel-toplumsal duyarlılık, doğa merkezli ekolojik-çevresel eğitimle ve mutlaka uygulamalı olarak etkili hale getirilmelidir.

4-       Ekoloji ve ekonomi arasında, kısa vadeli çıkarlar söz konusu olduğunda var görünen ikilem, gerçekte yoktur. Ekolojik olan ekonomiktir! (Orta ve uzun vadedeki çevresel maliyetleri düşük olduğu için, yalnızca ‘temiz üretim’e dayalı etkinlikler, ‘sürdürülebilir’ özelliktedir.) Türkiye’deki her türlü yatırım kararına ilişkin bilgiler eksiksiz, doğadan yana olarak, tartışmaya açılmalıdır. Bu çerçevede, yasayla tanınmış bilgi edinme hakkı, yurttaşların bu konuda bilgiyle donatılması ve baskı grupları olarak örgütlenmesiyle etkin olarak kullanılabilmelidir. (www.antenna-tr.org/bizdebilelim)

5-       Ekolojik krizin çözümü için, insanlığın ortak üretimine katkıda bulunacak yerel çözümler üretmek ve uygulanmasını sağlamak şarttır. Doğayla uyumlu bir yaşamı üretecek süreçler ve mekanizmalar oluşturulurken, halk ve STK’lar, karar vericileri harekete geçirecek ve denetleyecek araçlara sahip olmalıdır.

 

Özel Sorunlar ve Çözümler

 

Türkiye’de, yerüstü ve yeraltı suları, sulak alanlar, ormanlar, vb., yaşam kaynaklarının kirletilmesi, tüketilmesi, biyoçeşitliliğin (özellikle endemik yapının) yok edilmesi, insan ve çevre sağlığının zarar görmesi (kanser, vb. hastalıkların artması), gibi yıkıcı sonuçlar içeren etkinlikler - sorunlar ve çözümler - çok genel olarak şöyle özetlenebilir:

 

Enerji yatırımları

Sorun: Çevre kirliliği, iklim değişikliği, sağlık sorunları ve ekonomik yıkım yaratan fosil yakıt (petrol, kömür, doğalgaz) yatırımları (ABD ve AB’nin Türkiye’ye biçtiği fosil yakıtlara dayalı ‘enerji koridoru’ rolü), çevresel yıkım yaratan termik santraller, Hasankeyf, Allianoi gibi barajlar, nükleer santral projeleri; büyük enerji kayıpları...

Çözüm: Türkiye’nin seragazi envanterinin acilen çıkartılması; dünyada yürürlükte olan BM Uluslararası İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolu doğrultusunda, Türkiye’nin, içerdiği karbonla iklimi değiştiren, kirletici, sınırlı, ithal enerji kaynaklarına olan büyük bağımlılığını azaltmak, sona erdirmek için, ‘ekonominin karbonsuzlaştırılması’na yönelik bir plan olması;

Çevresel maliyetlerin hesaplanarak enerji tercihlerinde hesaba katılması; fosil yakıtlar ve nükleer enerji gibi çevresel maliyeti yüksek sınırlı enerji seçenekleri yerine, dışa bağımlılığı azaltan, yerel istihdam yaratan, doğayla uyumlu, sonsuz yenilenebilir enerji kaynaklarına (rüzgar, güneş, su, biyokütle, jeotermal...) ve (üretim, nakil ve son kullanımda) enerji verimliliğine öncelik veren, hedefi, takvimi, bütçesi belirlenmiş bir enerji politikasının hayata geçirilmesi; bireysel bilgi ve bilinci artırıcı çalışmalar yapılması.

 

Endüstriyel ve evsel uygulamalar

Sorun: Kalıcı Organik Kirleticiler (KOK), ağır metaller, radyoaktif maddeler, vb. tehlikeli ve zehirli maddeler içeren üretim tesisleri, atık depoları, atık yakma tesisleri, madenler, taşocakları (örn. İzaydaş, Bergama vb.); evsel katı, sıvı ve gaz atıkların doğaya boşaltılması...

Çözüm: Türkiye’nin Tehlikeli Maddeler Envanterinin hazırlanması; ‘temiz üretim’ ilkelerine uygun üretim ve tüketim; yalnızca geri kazanım ile sınırlanmayan, atık oluşumunu kaynağında engelleyen, azaltan (depozito uygulaması gibi) ve yeniden kullanımı da içeren bir atık politikasının (3R stratejisinin) ve acil eylem planının benimsenmesi; bireysel bilgi ve bilinci artırıcı çalışmaların, yerel yönetimlerin halkla birlikte uygulayacağı programların yapılması .

 

Sular, sulak alanlar, denizler

Sorun: Kaynakların tükenmesi, kirlilik (endüstriyel, evsel atıklar, asit yağmurları, tarım ilaçları, vb.) ile aşırı avlanma gibi yıkıcı uygulamalar ve iklim değişikliği gibi nedenlerle biyoçeşitliliğin ortadan kalkması;  iklim değişikliğine bağlı deniz seviyesi yükselmesiyle yakın gelecekte kıyılardaki temiz su kaynaklarının tuzlanması; kıyıların, kumulların, deniz ekosistemlerinin yıkımı...

Çözüm: Yakın gelecekteki ciddi su sıkıntısı tehdidine karşı, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarımız acilen koruma altına alınmalıdır. Su kaybına yol açan tarımsal sulama yöntemleri yerine verimli sistemlere ve ekolojik tarıma geçilmelidir. Atık suların yeniden değerlendirilebileceği uygulamalar yaratılmalı, açılan kuyular denetlenmeli, suyun etkin kullanımı konusunda toplumsal bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır.

 

Tarım ve Hayvancılık

Sorun: Çok yoğun kimyasal madde kullanımı, fosil yakıt tüketimi, monokültür, GDO tehdidi, endüstriyel tarım kökenli sağlık sorunları ve salgınlar (deli dana, vb.); iklim değişikliği nedeniyle gelen kayıplar, tarım alanlarının sel baskınlarıyla zarar görmesi, gelecekte yükselen deniz suları altında kalması, bitki ve hayvanların değişen iklim koşullara uyum sağlayamaması; tarım topraklarının amaç dışı kullanıma açılması; ithal tarım ve hayvancılık ürünlerine bağımlılık...

Çözüm: Ekolojik ve ekonomik felaketlere yol açtığı her geçen gün daha fazla ortaya çıkan endüstriyel tarım ve hayvancılığa karşı, organik tarım-hayvancılığın ve permakültürün desteklenmesi, iklim dostu yenilenebilir enerji uygulamalarının tarım ve hayvancılıkla bütünleştirilmesi; yerel üretim ve tüketime öncelik verilmesi; tarım topraklarının amaç dışı kullanımını önleyen yasa maddelerinin etkin uygulanması; çiftçi sendikalarının yaygınlaştırılması.

 

 

 

Ormanlar

Sorun: Yangınlar, yapılaşma, iklim değişikliği, Ulusal Parklar’ın özelleştirilmesi (2B) gibi nedenlerle var olan orman alanlarının ve biyoçeşitliliğin azalması, yok olması...

Çözüm: Var olan orman alanlarının azalması sonucunu doğuracak her türlü girişimin durdurulması; tek taraflı tahsisata izin veren yasanın değiştirilmesi; orman alan ve varlığını koruyacak ve artıracak önlemlerin alınması; orman köylüsünün ormanların korunmasında etkinleştirilmesi; enerji ormanları geliştirilmesi; mevcut ağaçların korunması ve yeni ağaç dikimi için kampanyalar düzenlenmesi. (Tek tip ağaçlandırmanın önlenmesi.)

 

Kentler, otoyollar

Sorun: Toplumsal, kültürel yıkımı ve deprem riskini gözardı eden çarpık kentleşme, betonlaşma, trafik sorunu, hava ve gürültü kirliliği, katılımcı olmayan tepeden inme kararlar (örn., mevcut kaldırımlar vb. altyapının sürekli yapılıp bozulması); yerleşimlerin mevcut tarihini, kültürel, toplumsal ve doğal değerlerini, ilişkilerini, kimliğini, bütünlüğünü yok eden dev çıkar projeleri (İstanbul’da 3. Köprü, Haydarpaşa, Galataport, Dubai Kuleleri, vb.)...

Çözüm: Yerleşim ve yollarla ilgili kararlarda saydamlık, bilgilendirme, katılıma izin veren karar süreçleri; saydam ve yaygın kirlilik ölçümleri, kirlilik önleme amaçlı olarak trafiğin sınırlanması, toplu taşıma, yaya ve bisiklet yollarına öncelik verilmesi...; tarihi, kültürel, toplumsal ve doğal değerlerin, ilişkilerin, kimliğin, bütünlüğün korunmasına özen gösteren planlı, güvenli, doğayla uyumlu yerleşimlerin hayata geçirilmesi...

 

Turizm

Sorun: Ekolojik açıdan duyarlı alanların oteller, golf, kayak sahaları, vb. ile yok edilmesi; yerleşimlerin, kıyıların, yaylaların, tarihi sitlerin betonlaşması, tektipleşmesi; kirliliğin artması...

Çözüm: Doğa ile uyumlu, sürdürülebilir örneklere öncelik verilip, yıkıcı örneklerin engellenmesi; plan değişikliklerinin saydamlaştırılması, çevreye öncelik veren STK’ların, yerel halkın ve turistlerin kampanyalarla kararlara katılımının sağlanması...

 

Silahlı çatışma ve silahlanma

Sorun: Ülkemizde ve bölgemizde şiddetin sonunun gelmemesi; silahlı çatışmalar ve silahlanmaya ayrılan milyarlarca dolar; silahlı çatışma, bombalar ve mayınlar yüzünden ölümler, maddi ve manevi kayıplar; tarihi, kültürel ve ekolojik değerlerin yok edilmesi...

Çözüm: Türkiye’de bireysel ve toplumsal ‘şiddetsiz çatışma çözümleme’ ve barış kültürünün yerleştirilmesine yönelik etkinlikler (Örneğin; 1 Mart öncesi ve sonrasındaki savaş karşıtı kampanyalar); militarizme, silahlanmaya ve savaşa ayrılan rakamların halka açıklanması, ölüme ayrılan bu kaynakların, savaş ve çatışma nedenlerini de ortadan kaldıracak beslenme, barınma, sağlık, öğrenim, istihdam, enerji gibi yaşamsal alanlara kaydırılması için planlı girişimler; silah ticareti, kara mayınları vb. konularda yaygın bilgilendirme; mayınlar vb. ‘unutulmuş askeri malzeme’den temizlenen alanlardaki ekolojik tarım vb. etkinliklerden gelen gelirlerle, bu silahların kurbanları için bir fon oluşturulması...

 

ABD’ye ait nükleer silahlar

Sorun: İncirlik’teki askeri üste ABD’ye ait 90 adet nükleer silahın depolanması...

Çözüm: ABD’nin atom bombalarını Türkiye’den alıp, çevre ve insan sağlığını gözeterek ABD’de etkisiz hale getirmesi yönünde bir TBMM kararı alınmasının sağlanması; Nükleersiz bir Türkiye, Ortadoğu ve Dünya yaratmak için kampanyaların sürdürülmesi...

 

AB müzakere sürecinde çevre

Sorun: Türkiye’nin AB müzakere süreci kapsamında çevre, en zorlu alanlardan biridir. AB mevzuatı, bir yandan çevresel standartlarımızın yükselmesi ve ekolojik zararın en aza indirilmesi için yararlı olurken, öte yandan AB üyesi devletler, Türkiye’ye yönelik çevresel maliyeti yüksek, kirli ve tehlikeli teknoloji (ve atık) transferine göz yumarak, hatta kredilerle destekleyerek (örneğin, Yumurtalık’taki Sugözü İthal Kömür Santralı) çifte standart uygulamaktadır.

Çözüm: Çevre alanındaki olumlu değişiklikleri, AB  için değil, kendimiz için acilen yapmalıyız! Çifte standartlara karşı uyanık olmayı sürdürerek, çevresel maliyeti yüksek, kirli ve tehlikeli teknoloji ve atık transferinden ülkemizi korumalı; yeni uygulamaları, doğa korumadan ödün vermeksizin, fakat Türkiye doğası ve kültürüne uygun olarak oluşturmalıyız (‘Hayvanların Korunması Hakkındaki Kanun’un uygulanmasında sokak hayvanlarının Türkiye toplumunun kültürünün bir parçası olduğu, bu hayvanlara yaklaşımda, STK’ların da katılımıyla buna uygun tutum alınmasının sağlanması gibi).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DEVLET YAPISI

 

Üniter devlet, kuvvetler ayırımı, üst devlet, MGK, Milli Güvenlik Siyasal Belgesi, derin devlet, idari yapıda seçilmişler-atanmışlar ikilemi ...

 

2005 Ortak Payda

 

1-       İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesini önceleyen bir devlet yapısı olmalıdır. Anayasa’da, “İnsan haklarına uymakla yükümlü” ifadesi “insan haklarına saygılı/dayalı” şeklinde değiştirilmelidir.

2-       Devletin yapısı şeffaf değil, bu durum denetimsizlik ve keyfiliğe yol açarken aynı zamanda her şeyin kirlenmesine yol açıyor. Devlet yapısı şeffaf ve denetlenebilir olmalıdır.

3-       Var olan denetim mekanizmaları (devlet denetleme kurulu, teftiş kurulu, meclis araştırma komisyonu vb.) işlev olarak yetersizdir. Sivil toplumun ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) katılacağı bir denetim sisteminin oluşturulması, daha sağlıklı bir denetim için zorunludur. Bu kapsamda e-devlet yapılanmasının geliştirilmesi gerekmektedir.

4-       Merkezi ve yerel yönetimler sivil topluma ve STK’ların katılımına açık değil. Katılımcı bir demokrasi için sivil toplum ve STK’ların devletin denetim ve karar mekanizmalarına etkin olarak katılmalarının sağlanması zorunludur.

5-        “Devlet ve sivil toplum arasında, her iki taraf tarafından kabul edilen ve yetkilendirilen hakem” anlamına gelen “Ombudsman”lık kurumu geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır. (Örneğin Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri gibi.)

6-        “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi” önce açıklanmalı, sonra da kaldırılmalıdır.

7-       Anayasa, ideolojik argümanlardan arındırılmalı, uluslararası ve evrensel hukuk ilkeleri hakim kılınmalıdır.

8-       Eşit olmak için “aynı” olmak, tek-tipleştirmek gerekmemekte, farklılıkların eşitliği anayasal olarak garanti altına alınmalıdır.

9-        “Vatandaş için devlet” anlayışı toplum ve devlet katında hakim kılınmalı.

10-   MGK, temel hak ve özgürlükleri kısıtlamadan sadece iç ve dış güvenlik konusunda görüş belirtilmelidir ve şeffaf olmalıdır.

11-   Bütün kimlikleri kucaklayan yerel yönetimlerin güçlü olduğu, yetkilerin büyük ölçüde yerel yönetimlere devredildiği, katılımcı demokrasiyi öngören ve bütün gurupların temsil edildiği bir devlet yapısı oluşturulmalıdır.

12-   Devletin resmi kurumları, görevlerini yaparken meşruiyetinin dışına çıkmadan, şeffaf ve halkı uygulamalardan haberdar edecek bir yapıya kavuşturularak, derin devlet oluşumlarına zemin oluşturulması önlenmelidir.

13-   Seçilmiş temsilciler, atanmışların üstü olmalıdır. Seçilmiş yerel yönetimler yetkilendirilmeli ve güçlendirilmelidir.

14-   Devlet sivil toplum örgütlerinin önünü açmalı teşvik etmelidir.

15-   Güneydoğu’da gerçekleştirilen operasyonlar sivil denetime (yardım kurumları, insan hakları alanında çalışan kurum, basın vb.) açılmalıdır.

16-   Yeni TCK’da bulunan 301. madde ve 305. madde kaldırılmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DEVLETİN  SOSYAL GÖREVLERİ

 

Sosyal devlet, temel ihtiyaçların sağlanmasında eşitlik, öğrenimde fırsat eşitliği, mülkiyet hakkının kısıtlanmasında kamu yararı ve uluslararası hukuka uygunluk ...

 

2005 Ortak Payda

1-       Devletin “sosyal” bir devlet olabilmesi için, hukukun üstünlüğünün sağlanması; katılımcılığın ve girişimciliğin teşvik edilmesi; saydam bir yönetim olması “olmazsa olmaz” şartlardandır.

2-       Devlet, her vatandaşına işsizlik halinde asgari geçimi sağlayabilecek bir sosyal güvenlik yardımı sağlamalıdır.

3-       Devlet, başta sokağa itilmiş çocuklar olmak üzere, sosyal açıdan dışlanmışlara sahip çıkmalı ve onları en iyi desteği alabilecekleri ailelerinin yanına yerleştirmelidir. Ailesi olmayanlar için ise denetimi katılımcı bir kurul tarafından yapılmak üzere “hizmet evlerine” yerleştirmelidir.

4-       Sosyal hizmet uzmanlarına sosyal yardım sağlama konusunda yetki verilmeli, sosyal hizmet uzmanı “çocuğa bakamıyorum” diye gelen aileye (kira, konut, eğitim yardımı gibi) seçenekler sunabilmeli, ilk/tek seçenek devlete ait kurumlar olmamalıdır.

5-       Devlete ait bakım kurumlarının denetimi kamuya açılmalı; barolar, SHUD, Psikologlar Derneği ve Çocuk Vakfı gibi kuruluşların temsilcileri ve çocuk hakları savunucularından oluşan bağımsız grupların sorumluluğunda olmalıdır.

6-       SHÇEK, salt hizmet veren kurum olmaktan vazgeçmelidir.

7-       Türkiye, vakit geçirmeden ‘İşkenceyi Önleme Sözleşmesi Seçmeli Protokolü’nü onaylamalıdır.

8-       Gerek temel eğitim, gerekse temel sağlık hizmetlerinde devlet denetim görevini gerine getirmeli ve ihtiyaç sahiplerine imkan sağlamalıdır.

9-       Sağlıkta yaşanan özelleştirmeler ise tepeden keyfilik içermemeli bu alanda çalışan tüm tarafların katılımı ile gerçekleşmelidir.

10-   Silahlar ve mayınlar izlenmeli ve işaretlenmeli; silah akışı ve uluslararası silah ticareti konusunda denetim politikası oluşturulmalı; yaygın ve örgün eğitim seferberliği başlatılmalı; barış kültürü öne çıkarılmalı; ruhsatsız silahlar kayda alındıktan sonra ilgili mevzuat ağırlaştırılmalı, taşıma ruhsatları daraltılmalı, mümkünse bulundurmaya çevrilmeli, kurusıkı tabancalarla ilgili ciddi yasal düzenlemeler getirilmeli, silahların iadesiyle ilgili özendirici önlemler alınmalı, ruhsatlandırma sırasında kişiye mutlaka ayrıntılı psikolojik test yapılmalı, testler beş yılda bir yenilenmeli, silahla girilmesi yasaklanan alan kapsamı genişletilmeli; oyuncak silah satışının, havai fişek, maytap vb ateşli silahları özendirici olmasının önüne geçilmeli, yıllık verilen mermi sayısı kısıtlanmalı ve takibi yapılmalıdır.

11-   ‘Gelinim Olur musun?' ve ‘Biri Bizi Gözetliyor' tarzındaki yarışmalar sosyal hayatı sorumsuz biçimde etkilemektir. Bu tür programlar kaldırılmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ

 

Dinlere, inançlara, vicdani ve felsefi düşüncelere tam özgürlük ve devletin yansızlığı, laiklik, "Diyanet İşleri" Kurumu, din eğitimi, inanca bağlı yaşam biçimi ve giyim, başörtüsü, "kamusal-özel alan" kavramları ...

 

2005 Ortak Payda

 

1-     Laik bir devlette, dini kontrol etmek ve yönlendirmek amacıyla kurulmuş Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) benzeri bir kuruma yer yoktur. Bu kurum lağvedilmeli, din ve inanca bağlı konular o inancın sahiplerinin oluşturduğu sivil örgütlerce yürütülmelidir. Ancak bu konuda bir kaos doğmaması için geçiş döneminde, DİB’in bütün dinlere eşit mesafede duran hakem bir kurum olarak çalışması düşünülebilir.

2-     Nüfus cüzdanlarındaki “din” hanesi kaldırılmalıdır.

3-     Her inanç grubu kendi sivil örgütlenmelerini devletten yardım almadan sağlamalıdır. Her inanç grubunun ibadethane (Cemevi, Cami, vs.) olarak gördüğü mekanlar ibadethane olarak kabul edilmelidir.

4-     Dini ibadethanelere giriş, ücret ya da başka bir bahane ile kısıtlanmamalıdır.

5-     Türban/Başörtüsü kamusal alanda hizmet alan/hizmet veren bağlamında ele alındığında, kamu hizmeti alan tüm yurttaşlar için serbest olmalıdır. Türban gündelik hayatta siyasal anlamda takılıyor olsa bile -ki bunun somut kanıtına dair kesin bilgi yok- türban takabilme özgürlüğü sağlanmalıdır. Üniversite öğrencileri, kamu hizmeti aldıkları için onlara da serbest olmalıdır. (Kamu hizmeti sunanların Başörtüsü/Türban takması konusunda iki farklı görüş var. Bkz. Farklı Görüşler 1.)

6-     Herkes bireysel ve toplu olarak dini özgürlüğünü yaşayabilme hakkına sahip olmalıdır.

7-     Temel hak ve özgürlükler kısıtlanacaksa, temel somut neden olmalıdır. Türbanın siyasi nedenle takıldığının veya takılmadığının somut kanıtı yok. Ancak, üçüncü kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, açık bir yasa hükmüyle sınırlandırılma getirilebilir.

8-     Giyim konusunda kamusal alanda kimliğin ifadesi açısından, kimliği gizleyecek düzeydeki çarşafa sınır konulabilir.

 

 

 

DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

 

T.C. mevzuatındaki kısıtlama ve engellemeler, uluslararası standartlar  ...

 

2005 Ortak Payda

1-       İfade özgürlüğü, yalnızca haber alma amaçlı ya da genel kabul gören, tehdit teşkil etmeyen görüşler için değil; devleti ya da toplumun herhangi bir kesimini hedefleyen sarsıcı, rahatsız edici görüşler için de vardır. Mevcut ve açık bir tehlikeye yönelik olmadığı sürece, en radikal düşünce dahil her düşünce, her durumda açıklanabilme hakkına sahip olmalıdır.

2-       Hakimlerin görevlerini icra ederken, hak ve özgürlüklerin asıl, yasaklamaların istisna olduğu doğrultusunda, “demokratik toplum” olmanın gereklerinin yerine getirilmesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

3-       “Hakem devlet” tasavvuru ile temel açılım olması dolayısıyla, terminolojik oyunların da önüne geçilebilir. Bu yönde demokratik hukuk devleti tanımının yeniden yapılması gerekmektedir. Farklı yorumlara yol açmayacak şekilde yeniden yazılması gerekir.

4-       Anayasa başta olmak üzere, yasal sistemde yapılan değişiklikler genellikle ifade özgürlüğünü genişletici kapsamda olmakla birlikte, yasaklayıcı anlayış hala sürmektedir. Baştanaşağı değiştirilen TCK ve CMUK tasarısı bunun yeni örnekleri ile doludur. Tüm bu değişiklikler, ilgili tarafların katılımı ile elden geçirilmelidir. 

5-       Her türlü mevzuatın düzenlenmesinde, demokratik hukuk devletinin gereklerine, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve bunların gereklerine, bunların da ötesinde Türkiye taraf olsun ya da olmasın, hatta uluslararası hukuk uygulamasında doğru yansımasını bulmamış bile olsa, çağdaş hak ve özgürlüklerin ruhuna uygunluğuna özen gösterilmelidir.

6-       Mevzuatta gizli kanun, kararname ve diğer belgeler hemen açıklanmalı ve kaldırılmalıdır.

7-       Yeni TCK’da yer alan 301. madde, hukuki olmaktan çok ideolojik bir içerik ve yönelim taşıyor. Karar vericilerin ideolojik eğilimlerine göre farklı kararlar çıkması mümkün. Bu maddede, eleştiriyle hakaret arasındaki sınır son derece belirsiz. Bu madde daha anlaşılır biçimde ifade edilmelidir.

8-       Yeni TCK, TMK ve CUK’daki muğlak maddeler açık olarak ifade edilmeli ve yoruma imkan bırakmayacak şekilde düzenlenmelidir.

9-       Vicdani Ret ve Total Ret anayasal bir hak olarak tanınmalıdır. Bu hakkını kullanmak isteyenler zorunlu askerlikten muaf tutulmalı ve bunun yerine sosyal kurumlarda çalışabilmelidirler. Vatani görev sadece askerlikle sınırlandırılmamalı ve bu hizmette kadınlar da görev alabilmelidir. (Vatani hizmet tanımı ve bu hizmetin yerine getirilmesi konusunda üç farklı görüş var. Bkz. Farklı Görüşler 2.)